
Şirket Neden Kendi Hissesini Satın Alır?
Bir şirket milyarlarca dolarlık hisse geri alım programı açıkladığında genelde olumlu karşılarız. Hisse fiyatında kısa süreli yükselme görürüz, yönetimin kendi şirketine güvendiğini düşünürüz. Açıklanan rakam büyük olabilir fakat programın duyurulması, şirketin o tutarın tamamıyla hemen hisse satın aldığı anlamına gelmez.
Hisse geri alımında şirket, piyasada işlem gören kendi hisselerinin bir bölümünü kasasındaki parayla satın alır. Alınan hisseleri iptal edebilirler veya şirketin elinde hazine hissesi olarak tutabilirler. Hisseleri iptal ederlerse piyasadaki toplam hisse sayısını da azaltmış olurlar. Böylece elde kalan her hisse, şirketin daha büyük bir bölümünü temsil eder.
Yani bir işletmenin ortağı olduğunuzu ve bu işletmenin 10 ortaklı bir yapısı olduğunu düşünün. Ortaklarınızdan ikisi ayrılmak istedi ve işletmenin kasasındaki parayla bu iki kişinin payları alındı. Artık işletmede on değil sekiz ortaksınız. İşletmenizin satışları ve toplam kazancı da bu işlem nedeniyle artmış değil ama kazanç daha az kişiye bölündüğü için kalan ortakların payı büyümüş oldu.
Şirketlerin kasasında fazla para biriktiğinde bu parayı değerlendirmek için farklı seçenekleri olur. Yeni bir fabrika açılabilir, üretim kapasitesi artırılabilir, Ar-Ge çalışması yapılabilir, borçlar ödenebilir, başka bir şirket satın alınabilir veya hissedarlara temettü dağıtılabilir. Yönetim bunların yerine şirket hisselerinin ucuz olduğunu düşünüyorsa hisse geri alımını da tercih edebilir.
Geri alım yapılırsa bu durum temettüye göre daha esnektir. Düzenli temettü ödeyen bir şirketiniz varsa ve bu ödemeyi azaltırsanız yatırımcılar olumsuz yorumlar yapabilir hatta X’teki temettü profilleri tarafından linç edilebilirsiniz. Geri alım programında ise piyasa koşullarına göre geri alımı yavaşlatabilir, durdurabilir veya daha sonraki bir tarihe bırakabilirsiniz.
Bu neden açıklanan programla gerçekten yapılan alımı birbirinden ayırmanız gerekiyor. Yönetim kurulu 50 milyar dolarlık yetki vermiş olabilir fakat şirket bu tutarın tamamını kullanmak zorunda değildir.
Bu nedenle açıklanan programla gerçekten yapılan alımı birbirinden ayırmak gerekir. Yönetim kurulu 50 milyar dolarlık yetki vermiş olabilir, fakat şirket bu tutarın tamamını kullanmak zorunda değildir.
Net Kar Artmadan EPS Nasıl Yükselir?
Investing kullanıyorsanız şirket bilançosu açıklandığında, gelen bildirimde “hisse başına kar rakamı” yazar. Daha sonra yatırım haberlerinde “Şirket rekor EPS açıkladı” veya “Hisse başına kar geçen yıla göre yükseldi” gibi başlıklar okuruz. Evet bu olumlu bir durumdur ama EPS’nin yükselmesi, şirketin toplam karının aynı oranda arttığı anlamına gelmez.
Hisse başına karın formülü basit,
EPS = Net kar / Ağırlıklı ortalama hisse sayısı
Burada net kar bölünen tutarı, hisse sayısı ise bu karın kaç parçaya ayrılacağını gösterir. Şirketin kazandığı para aynı kalırken piyasadaki hisse sayısı azalırsa, her hisseye düşen kar yükselir.

Tablo tamamen varsayımsaldır ve yalnızca hesaplama mantığını göstermek amacıyla hazırlanmıştır.
Şirket iki dönemde de 10 milyar dolar kazanmıştır. Satışlarda veya toplam karda herhangi bir büyüme yoktur. Buna rağmen ortalama hisse sayısı 1 milyardan 900 milyona düştüğü için hisse başına kar 10 dolardan 11,11 dolara çıkmıştır. Başka bir ifadeyle şirketin toplam karı değişmezken EPS %11,1 yükselmiştir.
Gerçek şirketlerde hesap bu kadar temiz ilerlemeyebilir. Şirket piyasadan hisse toplarken çalışanlarına prim veya ücret karşılığında yeni hisseler verebilir. Bu yeni hisseler, geri alımın sağladığı azalmanın bir bölümünü kapatır. Bu nedenle sadece şirketin kaç dolarlık geri alım açıkladığına bakmıyoruz, dönem sonunda seyreltilmiş ortalama hisse sayısının gerçekten azalıp azalmadığına da bakıyoruz.

Kaynak: Apple 10-K raporları, SEC EDGAR. Veriler 2022 yılı 100 kabul edilerek endekslenmiştir. EPS ile net kar arasındaki farkın tamamı geri alımlardan kaynaklanmaz.
2022 yılı 100 kabul edildiğinde Apple’ın seyreltilmiş hisse sayısı düzenli biçimde geriliyor. Net kar 2023 ve 2024 yıllarında başlangıç seviyesinin altında kalırken seyreltilmiş EPS daha güçlü duruyor. 2025 yılında ise net kar belirgin biçimde yükseliyor, hisse sayısındaki azalma da bu yükselişi destekliyor. Sonuç olarak EPS, net kardan daha hızlı artıyor.
Tabii burada görülen farkın tamamını geri alımlara bağlamak pek doğru sayılmaz. 2025 örneğinde faaliyetlerden gelen kar artışı asıl katkıyı sağlarken azalan hisse sayısı buna ek destek veriyor. S&P Dow Jones Indices verisine göre 2025’in üçüncü çeyreğinde şirketlerin %17,1’i, EPS hesabında kullanılan hisse sayısını yıllık bazda en az %4 azalttı. Bu şirketlerin EPS rakamları hisse sayısındaki düşüşten mekanik destek aldı ve gerçek büyümeyi görmek için de net karın nasıl değiştiğine ayrıca bakılması gerekir.
Yani yüksek EPS tek başına şirketin işlerinin güçlendiğini kanıtlamaz. Net kar, seyreltilmiş EPS ve seyreltilmiş hisse sayısı birlikte incelendiğinde büyümenin ne kadarının faaliyetlerden, ne kadarının azalan hisse sayısından geldiği daha açık görülür.
S&P 500 Şirketleri Geri Alımlara Ne Kadar Harcıyor?
Tek bir şirketin hisse sayısını azaltması küçük bir bilanço hareketi gibi görünebilir. S&P 500’ün tamamına baktığımızda ise karşımıza çok daha büyük bir para çıkıyor. 2024 yılında endeksteki şirketler kendi hisselerini almak için toplam 942,5 milyar dolar harcadı, bu 2023 yılına göre %18,5 artış demek. Yalnızca 2024’ün son çeyreğinde yapılan geri alım 243,2 milyar dolardı. Yani geri alım birkaç şirketle sınırlı değil.
2025’in ilk çeyreğinde harcama 293,5 milyar dolara çıkarak yeni bir çeyreklik rekor kırdı. Önceki rekor, 281 milyar dolarla 2022’nin ilk çeyreğine aitti. İkinci çeyrekte tutar 234,6 milyar dolara geriledi. Üçüncü çeyrekte ise %6,2 artarak 249 milyar dolara çıktı.

Kaynak: S&P Dow Jones Indices, S&P 500 çeyreklik hisse geri alım raporları. Tutarlar milyar dolar cinsindedir. “Bu yazıyı yazdığım Temmuz 2026’da Q4 geri alım tutarlarını bulamadım ama bu raporları bize sunan Howard Silverblatt’ın emekli olduğunu öğrendim bu yüzden alıştığımız raporlarda aksamalar var :)”
Grafikteki en önemli ayrıntılardan biri, 1,020 trilyon dolarlık rakamın 2025 takvim yılının toplamı olmamasıdır. Bu tutar, Eylül 2025’te sona eren son 12 aylık dönemi gösteriyor. Aynı dönemde geri alımlar bir önceki yılın 918,4 milyar dolarlık seviyesinden %11,1 yükseldi. Dönemleri doğru okumazsak, henüz tamamlanmamış bir yılı tam yıl verisi gibi değerlendirmiş oluruz.
Bu para endeksteki şirketlere ve sektörlere eşit dağılmıyor. Eylül 2025’te biten 12 ayda Bilgi Teknolojileri sektörü 281,6 milyar dolarlık geri alımla toplamın %27,6’sını oluşturdu. Finans sektörü 218,6 milyar dolar harcadı ve yaklaşık %21,4 pay aldı. İki sektör birlikte toplam geri alımların neredeyse yarısını yaptı. Apple aynı dönemde 96,7 milyar dolar, Meta ise 44,2 milyar dolar harcadı.

Kaynak: S&P Dow Jones Indices, 2025 üçüncü çeyrek S&P 500 geri alım raporu. Veriler Eylül 2025’te sona eren son 12 aylık döneme aittir. Apple ve Meta için yalnızca geri alım tutarları gösterilmiştir.
Geri alımlara uygulanan %1’lik vergi de bu büyük harcamayı durdurmadı. Verginin 2024 yılı işletme karı üzerindeki hesaplanan etkisi %0,44, raporlanan GAAP karı üzerindeki etkisi %0,50 oldu. Eylül 2025’te biten son 12 aylık dönemde bu oranlar %0,40 ve %0,44 seviyesindeydi. Etki sıfır değildi ama şirketlerin geri alım kararını da kökten değiştirmedi.
Geri Alım Serbest Nakit Akımıyla mı, Borçla mı Finanse Ediliyor?
S&P 500 şirketlerinin geri alımlara yüz milyarlarca dolar harcadığını görmek bizim için tek başına yeterli değil, bu paranın nereden geldiğini soruşturmamız lazım. Şirket kendi işinden kazandığı parayı mı kullanıyor yoksa borçlanarak mı piyasadan hisse topluyor?
Serbest nakit akımı, şirketin günlük faaliyetlerini yürüttükten ve gerekli yatırımlarını yaptıktan sonra elinde kalan paradır. Satışları güçlü, nakit üretimi düzenli ve borçları yönetilebilir bir şirket, bu paranın bir bölümünü hisse geri alımına ayırabilir. Fabrika yatırımlarını, Ar-Ge harcamalarını ve borç ödemelerini aksatmadan yapılan geri alım yatırımcının gözünde daha sağlam bir yapıya işaret eder.
Şirket yönetimi kendi hissesinin değerinin altında işlem gördüğünü düşünüyorsa bu tercih mantıklı da olabilir. Uygun fiyattan hisse toplandığında piyasadaki hisse sayısı azalır ve kalan yatırımcıların şirketteki payı büyür.
Şirketin serbest nakit akımı yaptığı geri alımı karşılamıyorsa aradaki fark borçla kapatılabilir. Bir süre sonra net borç ve faiz gideri yükselirken şirket hala kendi hisselerini almaya devam edebilir. Üstelik bu alımlar hissenin pahalı olduğu dönemlerde yoğunlaşırsa şirket, kasasındaki veya borçlandığı parayı verimsiz kullanmış olur.
Burada borçla yapılan her geri alım yanlıştır demiyorum. Borcu çok düşük olan ve düzenli nakit yaratan bir şirket, sermaye yapısını dengelemek için sınırlı miktarda borç kullanabilir. Risk, borcun şirketin kazanç üretme gücünden daha hızlı büyümeye başlamasıdır.

Kaynak: BIS ve Federal Reserve değerlendirmeleri ile şirketlerin 10-K ve 10-Q raporlarında yer alan bilanço, nakit akışı ve EPS dipnotları. Tablo kesin bir şirket sınıflandırması değil, geri alımın kaynağını incelemek için kullanılabilecek kontrol noktalarını gösterir.
BIS çalışmasında diyor ki, risk, geri alımın direkt kendisinde değil ama bu geri alımla yüksek borç aynı yerde buluşursa “barutla ateş yan yana durmaz.” Çünkü borç arttıkça şirketin zor dönemlerde kullanabileceği hareket alanı daralır. Hatırlarsınız, Federal Reserve toplantı tutanaklarında da düşük maliyetli borçla finanse edilen geri alımlar, artan şirket borçlarıyla birlikte finansal istikrar açısından dikkat edilmesi gereken başlıklardan biri olarak değerlendirilmişti.
Yönetici primlerinin EPS veya hisse fiyatına bağlı olması da çıkar çatışması yaratabilir. Yine de buradan bütün yöneticilerin yalnızca prim almak için geri alım yaptığı sonucunu çıkarmayın. Yatırımda niyete değil rakama bakarız, nakit yetiyor mu, borç artıyor mu, yatırımlar korunuyor mu ve hisse sayısı gerçekten azalıyor mu?
Geri Alım Yapan Şirket Daha İyi Yatırım mıdır?
Hisse sayısı azalıyor, hisse başına kar yükseliyor ve şirket kendi hissesine para ayırıyor. Buradan “geri alım yapan şirket daha iyi yatırımdır” sonucunu çıkarmak kolay, gerçekte ise geri alım tek başına alım sinyali değil. İyi bir şirket ile iyi bir fiyattan alınan hisse aynı şey değildir.
Şirket kendi hissesinin ucuz olduğunu düşünüyorsa geri alım kalan ortakların lehine çalışabilir. Aynı şirket, fiyatın gereğinden fazla yükseldiği bir dönemde alım yaparsa kasasındaki parayı pahalı bir varlığa bağlamış olur. Hisse fiyatı sonradan düşerse, daha düşük fiyattan alınabilecek hisseler için gereğinden fazla para ödenmiş olur.
Açıklanan geri alım tutarı da tek başına yeterli değildir. Şirket piyasadan 10 milyar dolarlık hisse alırken çalışanlarına prim olarak yeni hisseler dağıtabilir. Bu durumda büyük bir harcama yapılmasına rağmen seyreltilmiş hisse sayısı çok az düşebilir. Bazı geri alımlar, ortakların payını büyütmekten çok çalışanlara verilen yeni hisselerin etkisini kapatır.
Bu yüzden brüt geri alım tutarına değil dönem sonunda hisse sayısının gerçekten ne kadar azaldığına bakmalısınız. Geri alım tutarını şirketin piyasa değerine bölmek de harcamanın büyüklüğünü daha anlamlı hale getirir. 10 milyar dolarlık alım, NVDA ve THYAO’da aynı etkiyi yaratmaz.
Serbest nakit akımı verimi, net borç, faiz gideri, satışlar ve net karı da değerlendirmeye katmalısınız. Şirketin asıl işi büyümüyor, borcu artıyor ve geri alım pahalı bir dönemde yapılıyorsa yükselen EPS tek başına güçlü bir tablo sunmaz.
Bu düşünceyi piyasa genelinde görmek için S&P 500 Buyback Total Return Endeksi ile genel S&P 500 Total Return Endeksi’ni karşılaştırdım. Buyback Endeksi, S&P 500 içinde geri alım oranı en yüksek 100 şirketi seçiyor, şirketleri eşit ağırlıkla izliyor ve üç ayda bir yeniden dengeliyor. Genel S&P 500 ise piyasa değerine göre ağırlıklandırılıyor. Bu nedenle iki endeks arasındaki fark yalnızca geri alımlardan kaynaklanmıyor.

Kaynak: TradingView ve S&P Dow Jones Indices. Grafik 1 Ocak 2015–18 Temmuz 2026 dönemindeki yüzde değişimi göstermektedir. Her iki seri de temettülerin yeniden yatırıma yönlendirildiği toplam getiri endeksidir.
Grafikte genel S&P 500 toplam getirisi yaklaşık %350’ye ulaşırken Buyback Endeksi yaklaşık %268 seviyesinde kalıyor. Özellikle 2023 sonrasında fark belirgin biçimde açılıyor. İncelenen dönemde geri alım oranı yüksek şirketleri seçmek, genel endeksi geçmeye yetmemiş.
Bir şirkette geri alımı değerlendirirken,
Net kar gerçekten büyüyor mu?
Seyreltilmiş hisse sayısı azalıyor mu?
Geri alım serbest nakit akımıyla karşılanıyor mu?
Net borç ve faiz gideri hangi yönde ilerliyor?
Şirket kendi hissesini hangi değerlemeden satın alıyor?
gibi soruların cevabını bir köşeye not edin. Geri alımın güçlü bir destek olduğunu ama şirketin faaliyetlerinden, borcundan ve ödediği fiyattan ayrı düşünülmemesi gerektiğini unutmayın.
Bu yazıda kullanılan grafik ve tablolar, Apple’ın yıllık raporları ile S&P Dow Jones Indices tarafından yayımlanan hisse geri alım verileri temel alınarak Excel ve TradingView üzerinden hazırlanmıştır. Hisse geri alımlarının borçluluk ve şirket dayanıklılığı üzerindeki etkileri için BIS ve Federal Reserve değerlendirmeleri, yüzde 1’lik geri alım vergisi için IRS düzenlemeleri dikkate alınmıştır.
Buradaki değerlendirmeler kesin sonuç, yatırım önerisi veya herhangi bir hisse senedi ve endeks için alım satım tavsiyesi olarak görülmemelidir. Hisse geri alımları şirketin hisse sayısını azaltarak EPS rakamını destekleyebilir. Ancak bu durum tek başına satışların, net kârın veya şirketin gerçek faaliyet gücünün arttığını göstermez.
Yatırım kararları verilirken geri alım tutarının yanında serbest nakit akımı, net borç, faiz gideri, seyreltilmiş hisse sayısı, şirketin büyüme performansı ve geri alımın hangi değerlemeden yapıldığı birlikte değerlendirilmelidir.
Eksik gördüğünüz bir yer, hata veya eklemek istediğiniz bir not varsa iletişim sayfamdan bana ulaşabilirsiniz.